A.Ü.Karşılaştırmalı Medeniyet ve Barış Çalışmaları Merkezi—KAMMER’in
organizasyonuyla, 11 Aralık 2017 Pazartesi günü saat:14.00-16.00
arasında, A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi FARABİ SALONU’nda;
Letonya Üniversitesi’nden Prof.Dr.Eriks Jekabsons tarafından İngilizce
olarak sunulan “Latvia on the Crossroads of the 20th Century Europe
and the Forgotten Relations with Turkey (20.yy Avrupası’nın
Kesişiminde Letonya ve Unutulan Türk-Leton İlişkileri)” konulu
konferans, iki ülke arasındaki ilişkilerin unutulan hatta bilinmeyen
birçok yönünü konu edindi. Konferans, Arş.Gör.Lemi Atalay tarafından
Türkçe’ye tercüme edilerek, ayrıntılı bir şekilde özetlendi ve
açıklandı.
Konferansın açış konuşmalarında; ilk sözü alan KAMMER Müdürü Prof. Dr.
Neşe Özden, Farabi Salonu gibi tarihi bir ortamda ve Rektör
Prof.Dr.Erkan İbiş’in ve Dekan Prof.Dr.İhsan Çiçek’in asla eksilmeyen
destekleriyle gerçekleşen bir dizi faaliyet sürecinde, özellikle
mevcut gün itibariyle düzenlenen ve Türk-Leton dostluğuna vurgu yapan
bu konferans vesilesiyle, aslında bir başlangıç yapıldığını; Ankara
Üniversitesi ve Letonya Üniversitesi arasındaki akademik etkileşimin,
2018 yılında hem Türk-Leton ilişkilerine dair “ortak bir kitap”
yazımıyla hem de iki ülkenin işbirliğiyle gerçekleştirilmesi düşünülen
bir “disiplinler-arası Türk-Baltık İlişkileri Kongresi”yle daha da
ileri boyuta taşınmasının hedeflendiğini belirtti. Letonya’nın Ankara
Büyükelçisi Peteris Karlis Elferts, Müsteşar Janis Bekeris ve diğer
büyükelçilik mensuplarını ve Profesör Dr.Jekabsons’u KAMMER’in konuğu
olarak, fakültede ağarlamaktan duyduğu büyük memnuniyeti ifade etti.
Böylesine anlamlı bir günü, kurumunun hazırladığı “Arşiv Belgelerinde
Türk-Leton İlişkileri Sergisi” aracılığıyla daha da anlamlı hale
getiren Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürü Prof.Dr.Uğur Ünal’a
da emeğinden ve samimi desteğinden dolayı içtenlikle teşekkür etti.
Açış konuşmasında A.Ü.Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dekanı
Prof.Dr.İhsan Çiçek, KAMMER’in uluslararası ve çok disiplinli bir
yaklaşımla dünya barışına katkı sağlayan faaliyetlerinden övgüyle
bahsettikten sonra, dost ve kardeş ülke Letonya ile olan ilişkilerin
tarihsel derinliğine somut olaylar çerçevesinde atıfta bulundu.
1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı’nda (93 Harbi’nde) yaralanan ve Rus
ordusuna esir düşen ve Cesis’te ölen askerlerin mezarının bulunduğu
“Cesis Türk Şehitliği”den bahsetti. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel
Müdürü Prof.Dr.Uğur Ünal açış konuşmasında, konferansın ve serginin,
iki ülke ilişkilerine ve tarihsel çalışmalarına önemli bir katkı
sağlayacağını belirterek, Osmanlı’da “hazine”nin iki anlamda
kullanıldığını, birincisinin “mali” anlamdaki hazinesi, ikincisinin
ise “bilgi” anlamındaki hazinesi olduğunu hatırlattı. Türk ve dünya
tarihinin aydınlatılmasında, İstanbul Kağıthane’de 2013’ten beri
faaliyetini sürdüren Osmanlı Arşivi’nin, bünyesinde muhafaza ettiği
yaklaşık 95 milyon belge ile birçok coğrafyanın tarihine birinci
derecede ışık tutan seçkin konumuna işaret etti. Letonya Büyükelçisi
Peteris Karlis Elferts ise açış konuşmasında; Letonya-Türkiye
ilişkilerinin, Letonya’nın 100.yıl kutlamalarının başlaması
vesilesiyle de özel bir öneme sahip olduğunu ifade ettikten sonra,
Letonya’nın ve Baltık ülkelerinin 1944’te Sovyetler tarafından işgal
ve ilhak edilmesini Türkiye’nin asla tanımadığını hatırlatarak,
Türkiye’ye minnettar olduklarını tekrarladı ve Türk yönetimine ve Türk
halkına bir kez daha teşekkürlerini iletti. Büyükelçi Elferts, ortak
paylaşımların ülkeleri birbirine yaklaştıracağını, bu bakımından 1991
sonrasında yaklaşık 25 yıllık yeni bir diplomatik ilişki sürecinin
mevcut olduğunu, her iki ülkenin de NATO üyesi olduğunu ve Letonya’nın
Türkiye’nin AB’ye kabulünü her zaman desteklediğini ifade etti. İki
ulus arasında, tarihsel olarak, birçok ortak yön ve benzerlik olduğuna
ve toplumlar için bu ortak noktaların ve tarihsel paylaşımın paha
biçilmez değerine dikkat çekti. Desen, sembol and renk kullanımı
açısından, halı, nakış ve süslemelerdeki benzerliklere, hatta iki
ülkenin bayrakları arasındaki renk benzerliğine ve Leton bayrağındaki
renklerin taşıdığı anlama işaret etti.
Leton Profesör Eriks Jekabsons, Türk-Leton İlişkileri kapsamındaki
konferansını iki ana konu üzerine yoğunlaştırdı; ilk olarak Letonya
tarihine ve ardından Türk-Letonya ilişkilerine atıfta bulundu.
Dr.Jekabsons, Letonya’nın göreceli olarak küçük bir ülke olmasına
rağmen, Rus ve Alman coğrafyaları arasında stratejik ve coğrafi
konumdan dolayı taşıdığı önemine değindi. Uzun yıllar başka güçlerin
egemenliğinde kalsalar da, Letonların kendi dillerini koruduklarına,
bilinenin aksine kendilerinin Cermen ya da Slav olmadıklarına, tam
aksine Baltık vasfını ve dilini özenle taşıdıklarına dikkat çekti.
Türkiye’deki Genç Türkler hareketi gibi, 19.yy’da Letonya’da da bir
milli hareketin oluşumundan bahsetti. Bu durumun, I.Dünya Savaşı
sonrasında Alman ve Rus devletlerinin çökmesinin sonrasında, 1918’de
bağımsız olmalarına katkı sağladığını ifade etti. Savaş sonrasında,
parlamenter sistemi yaşatmadaki ve siyasi istikrarı sağlamadaki
zorluklarından, neredeyse onbeş yılda onbeş hükümet kurulduğundan, o
tarihlerde demokraside pek ilerleme kaydedilemediğinden,  ancak yine
de toprak (agrarian) reformu ve endüstri planları ile gelişmeye
çalıştıklarından söz etti. 1930’larda otoriter bir rejimin mevcut
olduğunu ve 2.Dünya Savaşı yıllarında ise önce Nazi ve ardından Sovyet
işgaline uğradıklarını hatırlattı. 2.Dünya Savaşı sırasında bir ulusal
direnişin görüldüğünü ama yeterli olmadığını belirtti. Sovyet
etkisindeki süreçte, sürgünlerin, kollektivizmin, Rusça kullanımının
kendi kültürlerini olumsuz yönde etkilediğini belirtti. 1980’lerde ise
Letonya’da bir canlanmanın başladığını, 1991’de ise tam bağımsızlık
ilan edildiğini ifade etti.
Prof.Dr. Eriks Jekabsons, konferansının ikinci bölümünde, Türk-Leton
ilişkilerine değindi. Öncelikle 2018’de, Letonya’nın 1918’deki
bağımsızlık ilanının 100.anma yılı törenleri çerçevesinde, bir kitap
hazırlanmakta olduğunu, bu açıdan çalışmaların sürdüğünü ve akademik
işbirliğinden memnuniyet duyacaklarını belirtti. Hatta bu kapsamda,
16.-17.yy’lara kadar uzanan bir derinlikte, Türk-Leton ilişkileriyle
ilgili birçok belgenin bulunabileceğine inandığını söyledi.
Letonya’nın bağımsızlık sürecinde Letonyalı mültecilerin İstanbul
üzerinden geçtiğini hatırlattı. Atatürk Türkiyesi’nin 1925 yılında,
Letonya’nın 1918’deki bağımsızlığını tanıdığını ve iki dünya savaşı
arasında ticari ilişkilerin de sıkı olduğunu, Türkiye’den tütün,
sebze, baharat gibi birçok ürünün alındığını ifade etti. Türk-Baltık
ilişkilerinin unutulan ve bilinmeyen yönlerinin olduğunu ve bunların
araştırılması ile ülkeler arasındaki ilişkilerin daha da ileriye
taşınacağını belirtti. Güzel Türk diliyle hitap etmediği için üzüntü
duyduğunu ve günün birinde Türkçe konuşmak suretiyle konferans vererek
Türklere bu şekilde hitap etmeyi dilediğini ifade etti. Letonya
Konferansı ve Sergisi, çeşitli bilimsel çalışma alanlarına mensup
akademisyen ve öğrenciler tarafından büyük bir beğeni ile izlendi.